Papağanınızda bağırma, ıssırma, yemleri etrafa saçma, hırlama, tüy yolma vb sorunlarla karşılaştığınızda acaba onu bu konuda sizin eğittiğiniz hiç aklınıza geldi mi?
Bir canlandırma yapalım… Papağanınız küçük bir kafes içerisinde, oyuncaksız, beyinsel aktiviteyi sağlayacak herhangi bir uyarıcı olmadan bütün gün hareketsiz bir şekilde duruyor. Bir gün, günbatımında doğal içgüdüsü gereği bağırıyor ve olumsuz bir şekilde olsa da daha önce sahibinden hiç görmediği kadar ilgi alaka görmeye başlıyor. Ertesi gün aynı saatlerde tekrar bağırmaya başlıyor ve yine aynı tepki. Bir süre sonra papağanınızın beyninde şöyle bir denklem beliriyor “bağırma=ilgi”. Siz papağan sahibi olarak bunu ona ‘öğretmiş’ bulunuyorsunuz. Bundan sonra bağırma o kadar aşırı bir boyuta ulaşıyor ki papağan satılmak durumunda kalıyor. Yeni sahibine alışana kadar papağan sessiz davranıyor ancak ‘gerçek yüzü’ ortaya çıkınca tekrar satılıyor . Bunun sonucunda Sn. Verena Kaya’nın bahsettiği üzere papağan bir ‘turnike’ papağan; yani sürekli alınıp-satılan bir papağan haline geliyor. Sonuç: sürekli sahip değiştirmek zorunda kalan mutsuz ve aklı karışmış bir papağan, papağanlardan çekinen ve artık onlardan korkar hale gelen pekçok insan.Diğer bir canlandırma yapalım…Papağanınız kafesin üzerinde geziniyor ve siz onu elinize almak istiyorsunuz. Aslında o size vucud diliyle bunu istemediğini, baharın gelmesiyle hormonların en üst seviyeye çıktığını belli ediyor ancak siz tecrübesizliğinize yenilerek ona uzanıyorsunuz. Papağanınız sizi ıssırmayacak olsa bile size karşı hamle yapıyor. Siz korkup bir anda elinizi geri çekiyorsunuz. Bu durum aynı dönemde defalarca tekrarlanıyor ve son derece evcil papağanınız artık elinize almak istediğinizde sadece sizi ıssırarak bundan kaçınabiliyor. Sonuç: mutsuz, kalbi kırık ve artık papağanından korkar hale gelen bir papağan sahibi, evde ‘patronluğunu’ ilan eden ve daha da agresif hale gelen ancak mutsuz bir papağan. Başka bir örnek…Papağanınız eve geliyor. Yeni bir ortam, tanımadığı insanlar… Tedirgin olduğundan hırlıyor ve siz onu yalnız bırakıyorsunuz. Bir defa tekrarlandığında siz aynı hareketi tekrarlıyorsunuz. Sonuç: hırlayan ve sürekli tedirgin bir papağan, hayal kırıklığı içinde ve ne yapacağını bilmez bir papağansever. Verilen örneklerde görüldüğü üzere papağana aslında bazı kötü davranışlarını öğreten de aslında biz papağan sahipleriyiz.
Papağan eğitimi ile ilgili olarak öğrenilmesi gereken ilk şey evde lider ‘papağanın’ siz olduğunuzu kabul etmeniz ve bunu papağanınıza kabul ettirmenizdir. Papağanlar sürü içerisinde yaşarlar ve dolayısıyla hiyerarşik bir yapılanma kaçınılmazdır. Papağanınıza çok fazla özgürlük vermeniz ve dilediğini yapabilmesi onu lider papağan haline getirir ve sorunlara yol açması kaçınılmazdır. Bunun önlenmesi için bir ‘rutin’ geliştirmeniz, örneğin papağanınızı 20:00-22:00 arası serbest bırakmanız ve bunun dışında onun isteğiyle dışarı çıkamaması, gerekir. Örneğin papağanınızı kafesine sokarken zorlanıyorsanız ve bu bir kovalacamaya dönüşüyorsa sizin lider konumunuz ciddi anlamda sarsılıyor demektir. Lider pozisyonu sağlamak için en önemli husus ‘in-çık’ komutlarının çok sıkı bir şekilde öğretilmesidir. Bu komutlara istisnasız bir şekilde uyması sizin kontrolünüzü sağlayacaktır. Bazı papağanseverlerin bu duruma karşı çıkacağını ve biraz sert ya da acımasızca geldiğini tahmin edebiliyorum ancak şunu unutmamak gerekir ki eğer evde uyulması gereken kuralları siz koymazsanız papağanınız onları sizin yerine koyacaktır.
Bu hususu ortaya koyduktan sonra olumlu koşullandırma konusunu açıklamak istiyorum. Papağanların eğitiminde cezalandırma,
bağırma ya da diğer olumsuz tavırların hiçbir etkisi yoktur. Bir papağanı eğitmenin tek yolu olumlu koşullandırmadır.
Burada önemli üç unsur vardır.
1-)Davranış
2-)Tepki
3-)İlliyet bağı (sebep-sonuç ilişkisi)
Yazımızın en başında verilen örnekte papağan raslantısal olarak bağırıyor, tepki olarak ödül (ilgi) alıyor ve bunun sürekli tekrarlanması üzerine aralarındaki sebep-sonuç ilişkisini çözüyor. Bundan sonra ilgi alabilmek için bağırması yeterlidir. Bu gibi olumsuz davranışların düzeltilmesi ancak şu yöntemle mümkündür. Papağımızın kurmuş olduğu illiyet bağını kırmak adına bu davranışına tepkisiz kalmak gerekir. Örneğin bağırıyorsa ve bulunduğumuz odada ise odayı ona hiç bakmadan terk etmek gerekir. Bağırma ne kadar sürerse sürsün odaya dönülmemelidir. Sessiz kalmaya başladıktan sonra 1-2 dakika beklemeli ve odaya dönerek yoğun bir ilgi gösterilmelidir. Burada amaç ‘bağırma=ilgi’ şeklinde oluşan denklemi ‘sessiz kalma= ilgi’ olarak değiştirmektir. Sessiz kalma yerine bir ıslık ya da isminizi söylemesi gibi bir şeyi de seçebilirsiniz. Fakat davranış bozukluklarının düzeltilmesi olumlu davranışların öğretilmesinden kat ve kat zordur. Dolayısıyla bunların daha yerleşmeden engellenmesi hem papağanınız için hem de sizin için en kolay olanıdır.
Diyelim ki papağanınız kafesine girmemekte direniyor ve her defasında bir kovalamaca yaşanıyor. Papağanınızın en sevdiği yiyeceği sadece ve sadece kafesin içerisine girdiği anda vermeyi deneyebilirsiniz. O zaman papağanınızda oluşan denklem kafese girmek=ödül olacaktır. Burada ödül papağanınızın çok sevdiği bir yiyecek olabileceği gibi kafasını kaşımak, bir sevgi gösterisi ya da basit bir ‘aferim’ de olabilir. Bu, papağanınızın motivasyonuna ya da daha doğrusu neyin motive ettiğine bağlıdır.
Umut ediyorum bu yazı sizlerin papağanların düşünce tarzını anlamanızda yardımcı olmuştur. Olumlu koşullandırma ile ilgili daha fazla bilgi için tıklayınız.. (İngilizce)